Öykülerle Aram



İlk Bozkır Buluşması yanlış hatırlamıyorsam 2019 yılının Haziran ayındaydı. Hiç kimseyi tanımadığım bir grupla birlikte okuduğumuz bir kitap üzerine sohbet etme fikri harika geldiğinden, kendimi zaman zaman sosyal olarak çekingen olarak değerlendirmeme rağmen kalkıp gitmiştim buluşmaya. Yazıma bu anıyla başlamak istedim çünkü aslında öykü okumadığımı fark ettiğim gün, tam olarak ilk Bozkır Buluşması!


Nilda ve Öykü, yanlış hatırlamıyorsam o yaz çok öykü okudular. Öncelikle okuma zevklerine güvendiğim için önerileriyle başladım. Melisa Kesmez, Pelin Buzluk, Mahir Ünsal Eriş, Ömür İklim Demir gibi Türkiyeli öykücülerin hepsini okumaya başladım ben de. Sonrasında David Constantine, Ralf Rothmann, Julio Cortazar (gerçi çok az öyküsünü okudum maalesef henüz) gibi dünyaya açılan bir takvimle okumaya devam ettim.


Zamanla bir "öykü zevkim" oluştu ve fark ettim ki belli bir uzunluğun üzerinde öykülerden daha çok hoşlanıyorum. Bir miktar zaman ve duygu yatırımı yapmak, olayların içine girmek, kişilerle tanışmaktan çok mutlu oluyorum. Ya değil, kısacık öykülerse o zaman da belli bir temanın hakim olduğu kitapları seviyorum. 2 sayfada bir duygudan duyguya değişmek değil de, aynı ruh hali içerisinden çok da uzaklaşmadan sağa sola gitmek, bir nevi o güvenli alan içerisinde kalmak daha tercih edilir oluyor benim için. Bu "çok çalkantıyı sevmeyen" okuma şekli "kolay okuyuculuk" olarak nitelendirilebilir elbette, pek itiraz edemem :)


Okumayı daha çok sevdiğim öyküleri az çok tanımlayabildiğime göre çok sevdiğim birkaç öykücüyü anmak istiyorum. İlki, 14 Şubat Dünya Öykü Günü vesilesiyle geç kalmış bir tanışma yaşadığım Alice Munro. Sevgili Hayat'taki her öyküyü okumaktan çok büyük keyif aldım. Öykülerin ruhu gereği biraz hüzünlü bir keyifti bu. Bir sonraki Munro kitabıma başlayacağım günü dört gözle bekliyorum.


Bir diğeri, 2020 Mart ayında, tam pandeminin hayatımıza girdiği ve yarınımızın ne olacağını kestiremediğimiz günlerde, uzun uzun bir şeyler okumaya zihnimin müsaade etmemesiyle okuduğum David Constantine. Bende, hikayelerin çoğunda kişilerin bulunduğu doğal çevrenin, karakterlerin ve olayların bir parçası olarak var olmasıyla çok derin izler bıraktı. Yaşar Kemal'in Sarı Sıcak'ını da bu sebeplerle aklıma gelen ilk öykü kitapları arasında bulunduruyorum.


Sema Kaygusuz, hem savunucusu olduğu değerlerle hem de yazma stiliyle benim için çok önemli yazarlardan biri. Doyma Noktası'ndaki ortak tema ve ortak ruh beni çok etkilemişti. Okuyalı çok uzun zaman olmasına rağmen ilk okuduğumdaki adı belirsiz hisler, şu an düşünürken yine canlanıyor içimde.


Hasibe Özdemir, Türkiyeli kadın öykücüler maratonumda benim için çok ayrı yerde duran bir konuma yerleşti. Şiddeti, şiddet pornosuna çevirmeden, 3-4 sayfa gibi kısacık alanlarda yansıtmak bana inanılmaz zor geliyor. Bu Kardan Adam Olmaz'da çok başarılı buldum bu konuda sevgili Özdemir'i. Kaybedenleri ve yitip gidenleri "ah yazık" duygusu uyandıracak şekilde değil, biz de onlarla yitmiş gitmiş gibi dışardan bir üst göz olmadan okumak çok farklı bir deneyimdi.


Son olarak, çok sevdiğim bir yazar olduğunu mümkün olan her ortamda defaatle dile getirdiğim Doris Lessing'in Büyükanneler kitabı var. Bu, diğerlerinden farklı olarak aslında 4 novelladan oluşuyor diyebileceğimiz bir kitap. 4 novelladan 3'ü, 2 kadın arasındaki farklı dinamiklere odaklanıyor. İki kadın arkadaş da var, anne kız da var, farklı ırk ve sınıfa mensup kadınlar arası etkileşimler de var.


Benim gibi duyguda durağanlıktan hoşlanan, tembel öykü okurlarına sevgilerimle...






117 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör